David Fincher fark yaratan bir yönetmen. Üstelik Fight Club en sevdiğim filmler listesi içerisinde kendisine yer bulma konusunda aday bile değildir benim için. Ancak Fincher’ın bütün işlerine baktığım zaman senaryo ne olursa olsun film kendisini izletmeyi beceriyor. Fight Club, Game, Se7ev, Panic Room gibi konusu da merak uyandıran filmler dışında Benjamin Button, Zodiac ve nihayetinde The Social Network gibi başı belli sonu belli, (özellikle son ikisi için) diyalog ağırlıklı kurguları bir saniye bile durağanlığa fırsat vermeyecek şekilde filme aktarıyor . Üstelik Zodiac’ta konunun bir sonuca ulaşmayacağı, The Social Network’te ise Facebook’un bizim tanıştığımız dönem ve sonrasına el sürmeyeceği bilindiği halde.
Film daha ısınma turu atamadan sıkı ve ilgi çekici bir diyalogla başlayarak seyircinin konsantrasyonunu eline alıyor. Başarılı geçişlerle ilgiyi belli bir çizginin altına düşürmüyor ve son yıllarda hayatımınız bir parçası olan Facebook’un yaratıcısına (!) antipati duyarak, ancak güzel bir film seyretmiş olmanın verdiği hazla salondan çıkmamıza vesile oluyor.
26 Ekim 2010 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)